Balina Şarkıları: Okyanusun Altındaki Sessiz Dil
Balinaların sesleri yüzlerce kilometre yol alır ve bölgeden bölgeye yayılan ezgiler öğrenilerek aktarılır. Denizin altında bir kültür dolaşır.
Mert Ekinci 3 dk okuma
Okyanusun derinlerinde, gözle görülmeyen bir iletişim ağı vardır. Balinaların çıkardığı sesler, suyun içinde havadakinden çok daha hızlı ve çok daha uzağa yayılır. Bazı türlerin sesleri yüzlerce kilometre öteden duyulabilir. Bu sayede birbirini hiç görmeyen bireyler arasında bir bağ kurulur; okyanus, akustik bir kamusal alana dönüşür.
Sesin suda bu kadar iyi yol alması fiziksel bir gerçekliğin sonucudur. Su, havadan çok daha yoğun bir ortamdır; ses dalgaları burada saniyede yaklaşık bir buçuk kilometre yol alır. Üstelik okyanusun belirli derinliklerinde, sesi bir tünel gibi hapsederek çok uzaklara taşıyan katmanlar bulunur. Balinalar bu katmanları binlerce yıldır kullanıyor olabilir.
Şarkı Söyleyen Türler
Bütün balinalar aynı biçimde ses çıkarmaz. Kambur balinaların erkekleri, tekrar eden bölümlerden kurulu, uzun ve karmaşık diziler üretir. Bu diziler dakikalarca sürebilir ve saatler boyunca yinelenebilir. Yapıları o kadar düzenlidir ki araştırmacılar bunları tanımlarken müzik terimlerine başvurur: cümleler, temalar, tekrarlar.
Şarkının işlevi üzerinde farklı görüşler vardır. Eşleşme dönemleriyle örtüşmesi, üreme ile ilgili bir gösteri olduğunu düşündürür. Bazı gözlemler ise şarkının başka erkeklerle mesafe ayarlamaya ya da grup içindeki konumu bildirmeye yaradığına işaret eder. Muhtemelen tek bir açıklama yeterli değildir; aynı ses, farklı bağlamlarda farklı anlamlar taşıyor olabilir.
Moda Gibi Yayılan Ezgiler
Kambur balina şarkılarının en dikkat çekici yanı değişmeleridir. Bir bölgedeki tüm erkekler, aynı dönemde neredeyse aynı şarkıyı söyler. Ancak bu şarkı sabit kalmaz; mevsim içinde yavaşça dönüşür, yeni bölümler eklenir, eskiler düşer. Sürü, bu dönüşümü toplu biçimde takip eder.
Daha da şaşırtıcı olanı, bir bölgede ortaya çıkan yeni bir ezginin komşu bölgelere yayılabilmesidir. Göç yolları kesişen gruplar arasında şarkılar el değiştirir ve birkaç mevsim içinde geniş bir alanda aynı yeni ezgi duyulmaya başlar. Bu, öğrenilen ve aktarılan bir davranıştır; kalıtımla açıklanamaz. Bu yüzden birçok araştırmacı balina şarkılarını kültürel aktarımın deniz altındaki örneği sayar.
Tıkırtılarla Görmek
Dişli balinalar, örneğin ispermeçet balinaları, şarkıdan çok tıkırtı üretir. Bu kısa ve keskin sesler, karanlık derinlikte bir tür haritalama aracıdır. Yayılan ses bir cisme çarpıp geri döndüğünde, dönüş süresi ve niteliği hayvana o cismin uzaklığı, büyüklüğü ve hareketi hakkında bilgi verir. Işığın ulaşmadığı yüzlerce metre derinlikte avlanmak ancak böyle mümkün olur.
İspermeçet balinalarının tıkırtıları aynı zamanda toplumsal bir işaret taşır. Belirli ritimlerde gruplanan tıkırtı dizileri, aile grupları arasında ayırt edici kalıplar oluşturur. Farklı gruplar farklı kalıplar kullanır ve yavrular bu kalıpları büyüdükleri toplulukta öğrenir. Böylece sesin kendisi, aidiyetin işareti hâline gelir.
Gürültünün Gölgesi
Okyanus artık eskisi kadar sessiz değildir. Gemi motorları, sismik araştırmalar ve çeşitli deniz faaliyetleri, balinaların kullandığı frekans aralıklarını dolduran sürekli bir arka plan gürültüsü yaratır. Bu durum, sesle iletişim kuran canlılar için kalabalık bir salonda konuşmaya benzer: mesafeler kısalır, mesajlar bulanıklaşır.
Gözlemler, bazı türlerin gürültüye tepki olarak seslerinin şiddetini artırdığını ya da frekansını kaydırdığını gösteriyor. Bu uyarlanma yeteneği etkileyicidir; ancak sınırsız değildir. Sesi yükseltmek enerji ister ve iletişim menzilinin daralmasını tümüyle telafi etmez.
Sesin bu kadar merkezi olmasının nedeni, denizde görmenin sınırlı olmasıdır. Işık suya girdikten sonra hızla soğurulur; birkaç yüz metre derinlikte karanlık tamdır. Yüzeye yakın sularda bile bulanıklık, görüş mesafesini onlarca metreye indirir. Bu koşullarda görmeye dayalı bir iletişim kurmak mümkün değildir. Ses ise aynı ortamda kilometrelerce yol alır.
Bu nedenle deniz memelilerinin beyinlerinde işitme ile ilgili bölgeler alışılmadık ölçüde gelişmiştir. Sesin geldiği yönü belirlemek, kafanın iki yanına ulaşan dalgalar arasındaki minik zaman farkını çözümlemeyi gerektirir. Suyun içinde ses çok hızlı yayıldığı için bu fark son derece küçüktür; buna rağmen hayvanlar yönü şaşırtıcı bir isabetle saptar.
Balinaların sesine kulak vermek, okyanusu yeni bir duyuyla algılamak gibidir. Yüzeyden bakıldığında boş ve sessiz görünen su kütlesi, aslında konuşmalarla, çağrılarla ve nesilden nesile aktarılan ezgilerle doludur. Bu sesleri korumak, yalnızca bir türü değil, denizin altında yüzyıllardır sürüp giden bir aktarım geleneğini korumak anlamına gelir.