Çalışırken Öğrenmeye Devam Etmenin Yolları
Öğrenmeyi sakin bir döneme ertelemek çoğu zaman hiç başlamamakla sonuçlanır. Günde yirmi dakika ve doğru seçilmiş tek bir alan, birkaç yılda belirgin fark yaratır.
Buse Arman 4 dk okuma
Okul biter, diploma alınır, iş bulunur ve öğrenme çoğu insanın zihninde kapanmış bir dosya haline gelir. Oysa çalışma hayatının ortasında öğrenmeyi sürdürebilenlerle sürdüremeyenler arasındaki fark, birkaç yıl içinde belirgin biçimde açılır. Bu fark zekâdan değil, günlük düzenden doğar. Çünkü çalışırken öğrenmek, boş zaman bulmakla değil, öğrenmeyi işin içine yerleştirmekle mümkün olur.
Boş zaman beklemenin çıkmazı
En sık yapılan hata, öğrenmeyi uygun bir döneme ertelemektir. Proje bitsin, yoğunluk azalsın, çocuk büyüsün. Bu bekleyişin sorunu, beklenen sakin dönemin genellikle gelmemesidir. Gelse bile alışkanlık kurulmadığı için o zaman nasıl kullanılacağı bilinmez. Öğrenme, yoğunluğun bittiği yerde değil, yoğunluğun içinde küçük bir yer açarak sürdürülür.
Bu yer büyük olmak zorunda değil. Günde yirmi dakika, haftada beş gün, bir yılda seksen saatten fazla eder. Seksen saat, bir konuda acemilikten yeterliliğe geçmek için çoğu zaman fazlasıyla yeter. Sorun sürenin kısalığı değil, sürenin dağınıklığıdır.
İşin kendisini öğrenme alanına çevirmek
Çalışırken öğrenmenin en verimli biçimi, öğrenmeyi işten ayrı bir faaliyet olarak kurgulamamaktan geçer. Her işte kişinin biraz zorlandığı, tam hâkim olmadığı bir alan vardır. Genellikle o alan sessizce başkasına devredilir ya da eski yöntemlerle idare edilir. Oysa asıl gelişme tam orada saklıdır.
Bunu somutlaştırmanın yolu, dönem dönem bilinçli olarak biraz zor bir görev üstlenmektir. Hiç yapılmamış bir sunum, hiç kullanılmamış bir araç, hiç yazılmamış türde bir metin. Bu görevler kısa vadede yavaşlatır ama uzun vadede kapasiteyi genişletir. Yalnızca bilinen işleri tekrarlayan biri, on yıl sonra bir yıllık deneyimi on kez yaşamış olur.
Öğrenileni kullanılabilir hale getirmek
Okumak ya da izlemek tek başına öğrenme sayılmaz. Bilgi ancak bir yere bağlandığında kalıcı olur. Bunun en pratik yolu, öğrenilen her şeyi kısa süre içinde bir işe uygulamaktır. Yeni bir yöntemi öğrenen kişi o hafta içinde onu küçük bir işte denemezse, öğrendiğinin büyük bölümünü birkaç hafta içinde kaybeder.
İkinci yol, öğrenileni başkasına anlatmaktır. Bir konuyu üç cümleyle bir meslektaşa aktarabiliyorsanız o konuyu gerçekten anlamışsınız demektir. Anlatırken takılınan yerler, tam olarak eksik kalan yerlerdir. Bu yüzden kısa bir aktarım, uzun bir tekrar okumadan daha çok iş görür.
Dar ve derin bir seçim yapmak
Çalışan bir insanın en kıt kaynağı dikkattir. Aynı anda beş alanda ilerlemeye çalışmak, hiçbirinde ilerleyememekle sonuçlanır. Daha verimli olan, altı aylık bir dönem için tek bir alan seçmek ve o alanda derinleşmektir. Alan seçilirken iki soru işe yarar: Bu beceri bugünkü işimi somut olarak kolaylaştırıyor mu, ve iki yıl sonra da değerli olacak mı?
Bu iki soruya olumlu cevap veren beceriler genellikle temel becerilerdir. Açık yazmak, veriyi okumak, iyi soru sormak, bir işi başkasına devredebilecek kadar net tarif etmek. Bunlar moda değişse de değerini yitirmez.
Düzenin görünmez tarafı
Öğrenmeyi sürdürenlerin ortak özelliği disiplin değil, sürtünmeyi azaltmış olmalarıdır. Kaynak önceden hazırdır, saat bellidir, yer bellidir. Her seferinde "ne çalışsam" diye düşünmek gerekmez. Karar sayısı azaldıkça devam etme ihtimali artar.
Bir diğer görünmez unsur da kaçırılan günlerin nasıl ele alındığıdır. Yoğun bir hafta yüzünden üç gün ara verildiğinde çoğu kişi bütün planı iptal eder. Oysa ara vermek normaldir; belirleyici olan aradan sonra dönüp dönmemektir. Kaçırılan günü telafi etmeye çalışmadan, ertesi gün olağan sürede devam etmek en sağlam yöntemdir.
Öğrenmenin bir de sosyal tarafı var. Aynı konuya ilgi duyan birkaç kişiyle kurulan küçük bir çevre, tek başına ilerlemekten çok daha sürdürülebilir olur. Haftada bir yapılan kısa bir görüşmede kimin ne öğrendiğini anlatmak, hem devam etme sorumluluğu yaratır hem kör noktaları görünür kılar. Bu çevrenin resmi bir yapısı olması gerekmez; iki kişi bile yeterlidir. Çoğu insanın uzun süre sürdürebildiği öğrenme düzenlerinin arkasında, adı konulmamış böyle bir ortaklık bulunur.
İlerlemenin kaydedilmesi de göz ardı edilmemeli. Öğrenmenin en sinir bozucu tarafı, ilerlemenin uzun süre hissedilmemesidir. Ayda bir geriye dönüp o ay ne öğrenildiğini birkaç satırla yazmak, bu görünmezliği kırar. Kayıt tutan kişi, kendi gelişimini duyguyla değil kanıtla değerlendirir.
Çalışırken öğrenmek, kariyerin yanına eklenen fazladan bir yük değil, işin kendisini taşınabilir kılan bir dayanaktır. Zaman içinde biriken küçük yeterlilikler, bir gün geldiğinde kişinin seçeneklerini genişletir. Ve seçeneği olan insanın çalışma hayatıyla kurduğu ilişki, seçeneği olmayanınkinden bütünüyle farklıdır.